21 Eylül 2011

Hüzün Ayı = Çalışma Ayı

Sonbaharın yaklaştığı bu günlerde havaların da biraz olsun serinlemesiyle geceleri daha rahat uyumaya, gündüz vakitlerinde dışarı çıkabilmeye hatta daha rahat nefes alabilmeye başladık. Mevsim değişimiyle birlikte günler de kısalmaya başladı. Artık sabah işe gitmek için kalktığım saatte güneşin beni karşılmıyor oluşuna üzülsem de, sonuçta bu, mevsimsel bir döngü ve mevsimler tıpkı sadık bir sevgili gibi,
her yıl aynı zamanlarda, olması gerektiği yerde bizi bekliyorlar. Ne kadar keyifli!

Yaz aylarının sona ermesiyle, güz mevsimi de hınzır yüzünü göstermeye başladı. Tüm doğa büyük bir heyecanla ve telaşla kışa hazırlık yapıyor. Öyle ki, ben de çevremdeki değişiklikleri görmezden gelemiyorum.  Örneğin, ağaçlar yapraklarını dökmeden önce bize son bir sürpriz yapma çabasındalar. Renkler o kadar etkileyici ki, şu sıralar kırmızının, sarının ve kahverenginin her tonunu görmek mümkün. 

Sadece bitkilerde değil hayvanlar aleminde de durum farksız. Örneğin güneşi takip eden ve nereye giderse peşinden giden kuşları bu ay itibariyle göç ederken gözlemlememiz mümkün olacak. Ancak, veda ederken bizi de unutmayıp, gök yüzünü adeta bir sahne gibi kullanarak bize çeşitli danslar sergileyecekler. Göç eden bir kuş sürüsü görürseniz tüm işinizi gücünüzü bırakın ve bir süre onların dünyalarına giriş yapın. Size öyle güzel bir gösteri sergileyecekler ki, şaşıp kalacaksınız.

İyi de, mevsimsel değişiklikler tüm doğayı etkiler de insanları etkilemez mi? Tabiki bizlerde değişimi yaşıyoruz, hem bedenen hem ruhen.. 

Şimdi sıkı durun, size kötü bir haberim var! Biz insanlar ne ağaçlar gibi sararıp solmaya, ne de kuşlar gibi göç etmeye başlıyoruz. Bizler bu değişimi ta ruhumuzun derinliklerinde hissedip ruhsal bunamlılara giriyoruz. Geçiştirmeyin sakın, konu ciddi! Öyle ki, konusunun ehli kişiler, sonbahar aylarında depresyon vakalarının daha sık görüldüğünü söylüyorlar. Şöyle ki, son baharda çevremizde oluşan değişiklikleri hepimiz biliyoruz: yağmurun habercisi olan bulutlar gökyüzünde gezinmeye başlar ve günlerin de kısalmasıyla birlikte hava daha kasvetli ve karanlık bir hal alır. Yapraklar sararır ve dökülür. Üzerlerine basıp geçerken çıkardıkları sesler bir nini gibi değil daha çok ağıt gibi gelmektedir insana. Tüm bu değişiklikler hüzün, karamsarlık gibi etkileri de beraberinde getirir.

Ara sıra durup, çevrenizdeki tüm seslerden izole olduktan sonra, önce bedeninizi ve arkasından da ruhunuzu dinlediğiniz oluyor mu hiç? Eğer dinlerseniz ne diyecek biliyor musunuz? "Bana özen göster!" Koşuşturmaca içinde en çok ihmal ettiğimiz kişi kendimiziz aslında. İhmalkarlığımız karşısında, ergenlik çağında bir genç gibi kendi başına buyruk davranan ruhumuz sonunda pes edip bunalıma girme eğilimi gösteriyor. Mevsim değişimiyle de kendini gösterebilen bu eğilimden kaçınabilmek, yahut etkilerini daha rahat atlatmak için neler yapacağız? (Aşağıdakilerin hepsi uzmanların ortak görüşleridir.)
1. Düzenli uyumalı..
2. Öğünleri atlamadan, düzenli ve sağlıklı bir beslenme! (Gerekli durumlarda bir diyetisyenden yardım alınabilir.)
3. Spor aktiviteleri için çok uygun bir mevsim: aşırı terlemeden ve soğukta üşümeden..
4. Sosyal aktivitelere ve hobilere devam. Sıcaktan bunalmak artık bahane olmayacak, üstelik kış gelmeden, açık hava aktivitelerinde bulunmak için çok uygun bir mevsim.
5. Alınan ılık duş vücudunuzdaki negatif iyonların atılmasına da yardımcı olacağı için önemlidir. O nedenle hergün duş alınmasını tavsiye ediyorum. Ayrıca duş, temizlik ferahlıktır. Özellikler insanların yoğun bulundukları ortamlarda başkasına kötü kokmamaktır.
6. Kekik, nane, melissa gibi antiseptik özellikteki bitki çaylarının tüketilmesi de faydalı olur. Gevşeyen sinir sisteminiz ve savunma sisteminizdeki güçlenme sizi ısı değişikliğine hazırlayacaktır.
7. Bu mevsimde giydiklerimize de dikkat etmek gerekiyor, akşamları hava birden serinliyor ve ani hava değişimi hasta edebiliyor. Ben çocuk muyum, ne giyeceğimi bilmez miyim demeyin, her sene hasta olmanızın nedenlerinden bir de hava şartlarına uygun giyinmemedir!
8. İnsanlar birbirlerinin duygularından etkilenirler. O nedenle özellikle karamsar anlarınızda neşeli, pozitif insanlarla görüşün.
Ee olmadı şimdi, bunları okuyunca iyce bunaldım diyorsanız durun, çünkü bir de iyi haberim var! Havaların birkaç derece düşmesiyle birlikte normale dönen metabolizmamız sayesinde iş hayatında daha düzenli geçecek bir 3 ay bizi bekliyor. Nasıl mı?

Uzmanlar 20°C’lik bir sıcaklığın insanlar için en uygun çalışma sıcaklığı olduğunu, sıcaklık değerlerinin 30°C ve hatta 40°C’lere çıktığında ise;
·         kan dolaşımında zorlanma,
·         nefes almada zorlanma,
·         terleme
gibi metabolik olayların gerçekleştiği ve sonucunda kişide;
·         dikkatsizlik,
·         çalışmaya karşı isteksizlik,
bunlara bağlı olarak da,
·         iş kazalarında artış
·         hata sayısında artış
yaşandığını belirtmektedirler. O halde denklemimizi yeniden kuruyoruz:
Sıcaklığın artışı metabolik değişiklik çalışmaya karşı isteksizlik hata sayısında artış

İyi Haber! Sonbaharın gelmesiyle biraz rahatlayan metobolizmamız sayesinde çalışmaya karşı yaz aylarında olduğu kadar isteksizlik duymayacağımız için çalışmak biraz daha kolaylaşacak. Bu denklemi hayatımızda farklı konular için uygulamamız mümkün; okul hayatı, iş hayatı, mutfak işleri, bahçe işleri...

Polyanna der ki: Gün ışığını ay ışığına tercih edenler için bir hatırlatma: 23 eylül ekinoksunda, yani günün gece ile eşitlendiği tarihte, güneşin tadını doyasıya çıkarmayı unutmayın. Bu tarihten sonra günler kısalmaya başlayacağı için 21 Mart tarihine kadar güneşten çok ay ışığını göreceğiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder