20 Eylül 2011

Gerçek Duygular Nerede?

"Facebook’ta ne kadar çok arkadaşın görünüyor ancak kaçıyla görüşüyosun?" "Sen kimi kandırıyorsun, hiç birisiyle görüşmediğini biliyorum" gibi ahkam kesici cümleler kurmak değil amacım. O listeye de ihtiyacı var insanın. Bırak orada bulunsun! Hiç ummayacağın bir zamanda listedeki birini aramak zorunda kalabilirsin.  Ha bu arada seni işi düştüğü için arayanlara da kızma, sen de aynısını yapardın!

Şimdi asıl sorumu sorma zamanı geldi: gerçekte kimlerle görüşüyorsun? Cevap : Yalnızca aile, yalnızca arkadaşlar, yalnızca komşular, hepsi, hiçbirisi... Listeyi bu şekilde uzatmak mümkün.. 

Günlük hayatta pek çok kişiyle ilişki halindeyiz. Hatta az önce saydığım listenin fazlasıyla. Ancak kaçıyla gerçekten konuşuruz? Hani konuşmuş olmak için değil de, zorunda olduğumuz için değil de, tüm içtenliğimizle, konuşmak istediğimiz için, "gelse de bi anlatsam", "bir de ona danışsam" dediğimiz için ya da sadece görmek istediğimiz için..

İnsan 30’lu yaşlarına kadar bu listeyi çok geniş tutuyor. Fakat sonrasında iş-güç-aile-çocuklar derken kendine bile zaman ayıramazken bu kadar kişiye nasıl zaman ayırsın, öyle değil mi?

Şimdi düşünelim biraz, bunca yıllar boyunca hayatımıza kimleri ekledik, sonra kimlerle ilişkilerimizi kestik. Demek istediğim şey herkesle görüşmek değil. Bize göre olmayan insanlar mutlaka vardır. Onlardan haz almayız, muhhabet ortamında bulunmak hatta görmek bile istemeyebiliriz. Arkamızdan iş çeviriyor da bize söylemiyordur, aynı dili konuşup farklı kültürü yaşıyordur, o konuştuğunda öyle çok tükürük saçıyordur ki en yakın lavaboya gidip yüzümüzü yıkamamız gerekiyordur, birlikte yemek yerken çıkardığı seslerden tüm masalar rahatsız oluyordur,  saçı uzundur ama aklı kısadır,  neden yoktur sıkılmışızdır... Yani bir sebep vardır görüşmemek için ve tabiki hep de biz haklıyızdır, sormaya bile gerek yok! Sonuçta liste git gide daralmıştır. Daraltalım zaten, böyle insanlara ihtiyacımız yok!

Peki gerçekte kaç kişi var hayatımızda ve kaçı olmalı yanımızda? Kaçı gerçekten bizim? Ya da olmalı? Kaçı olmadan olmaz? Hiç biri mi? Ya da emin değil misiniz? Eğer böyle düşünüyorsanız yeni bir liste yapmanızın zamanı gelmiş demektir.

İnsanlar sosyal varlıklardır ve mutlaka ama mutlaka bir etkileşim içinde bulunmak zorundadırlar. Eğer bu koşulları sağlayamazlarsa yalnız kalırlar ve sonucunda da bunalıma girmeleri kaçınılmazdır. Evet katılıyorum, zaman zaman yalnız kalıp tüm gürültülerden, dırdırlardan, dedikodulardan uzaklaşmaya ihtiyacımız var. Buna halk arasında "kafa dinleme" diyoruz. Ilık bir duş, sessiz ve karanlık bir odada kaliteli bir uyku sonrasında yalnızlık aktiviteleri: kitap okuma, kısa bir yürüyüş, tv izleme, kimsenin olmadığı bir kumsalda denize girme... ama dinlenmenin de bir "yeter artık" noktası var! Sıra telefona sarılıp görmek istediğiniz kişileri aramaya geldi.

İşte bu durumda ilk kimleri ararız? Kim gerçekten sıcak bir şekilde telefonu açıp bizimle tüm içtenliğiyle konuşursa onu ararız : duymak istediğimiz ses/seslerdir telefondaki. İşte onlar hayatımızda olmazsa olmazlardır, hayatımızın “değerlileridir”. Herkes değerli değildir ama değerli olan kişi; aileden biri mi, yakın bir dost mu bilmem ama zaman zaman hatırlanması gereken, face'de yer almasa bile aklımızın, (biraz hassas olacak ama) kalbimizin bir köşesinde bulunması gereken kişi.. Ama öğrendiğim birşey de var, insan ne ekerse onu biçer. O kişiden o içten sesi duyabilmek için de biraz çaba lazım; çok değil, biraz.. Annenizse bu kişi, arada bir telefon mesela..

Polyanna der ki: iki yüzlü, samimiyetsiz ilişkilerden dert yanmaktansa “değerlilerinizin” farkına varın. Telefon listenizden başlayın, geç olmadan onları arayın. Tüm içten, samimi, geçek duyguları onlarda bulacağınıza eminim.

1 yorum:

  1. O kadar gercekci bir yazi ki,uzerine ilave edecek baska bir soz yok. Tesekkurler... Rahatlatici ve guzel yazilarinizin devami dileklerimle...

    YanıtlaSil